31 Ocak 2009 Cumartesi

FİLM KRİTİK: Outlander (2008)

Uzaylı Kainan’ın uzay gemisi, Viking çağında dünyamıza iniş yapar. Bölgeyi araştırırken, bir Viking kabilesi tarafından, bir başka köyün katledilmesinden sorumlu tutularak yakalanır. Ancak insanları öldüren, başka bir şeydir.
İki enteresan konunun enteresan bir birleşimi olmuş ancak çok da başarılı bir film çıkmamış ortaya. Eğlencelik olarak izlenecek bir film.
http://www.imdb.com/title/tt0462465/

28 Ocak 2009 Çarşamba

FİLM KRİTİK: Die Fälscher (2007)

II. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Nazi Almanyası’nda işinin piri kabul edilen Yahudi kalpazan Sally yakalanır ve diğer tutuklu Yahudiler gibi toplama kampına gönderilir. Ancak bir süre sonra birkaç başka mahkumla birlikte başka bir toplama kampına gönderilirler. Burada şartlar göreceli olarak daha iyidir ve daha iyi muamele görürler. Çünkü kendilerinden sanatlarını icra etmeleri, Almanya’nın müttefik devletlerin ekonomilerini baltalayabilmesi için sahte sterlin ve dolar üretmeleri gerekmektedir. Hayatları buna bağlıdır.
Güzel bir film, ilgi çekici ve gerçek bir hikaye. Ancak çok daha güzel işlenebileceği kanaatindeyim.
http://www.imdb.com/title/tt0813547/

ALBÜM KRİTİK: Svartsot – Ravnenes Saga (2007)

Çok güzel, çok başarılı bir Folk-Viking Metal grubu Svartsot. Öyle şarkılarının içine iki gram folklorik ezgi katıp Folk Metal yaptığını zanneden, piyasada tonla bulunan vasat gruplar gibi değiller. Svartsot’un şarkılarında gerçekten ‘Kuzey havası’nı hissediyorsunuz. Kullandıkları yerel ezgiler çok hoş ve müziğin içine son derece başarılı bir biçimde yedirilmiş. Klasik metal enstrümanlarının yanı sıra flüt, akordeon, mandolin gibi enstrümanlar da kullanılmış. Albümde bırakın kötü şarkıyı, vasat bir şarkı dahi yok. Ancak özellikle açılış şarkısı Gravollet, Tvende Ravne, Jotunhaimsfaerden (insanın dinlerken kalkıp oynayası geliyor), Spillemandens Dase, Skonne Moer (nakaratta ‘heyy’ diyerek bira kadehi tokuşturası geliyor insanın), Brages Baeger albümdeki favori şarkılarım. Bu türden hoşlanıyorsanız muhakkak dinlemenizi öneriyorum çünkü beğenmeme olasılığınız çok düşük. Keşke böylesi gruplara daha sık rastlasak.
http://www.metal-archives.com/band.php?id=56851

ÇİZGİ FİLM KRİTİK: Hulk vs. (2009)

Biri 35 diğeri 45 dakikalık, Hulk’un birinde Wolverine’le diğerinde Thor’la kapıştığı iki çizgi film. İlkinde Kanada’ya geçip sivil halka zarar vermeye başlayan Hulk’u bulup durdurması için Wolverine görevlendirilir. Ancak işin içinde başka bir iş vardır. Diğer bölümde ise, Asgaard’ın hükümdarlığını ele geçirmek isteyen Loki, üvey kardeşi Thor’u yenmesi için Hulk’u kendi dünyalarına getirir. Ancak Hulk zapt edilmesi hiç de kolay bir yaratık değildir.
Harika değillerse de ortalamanın üzerinde iki animasyon. Konu itibarıyla Thor’lu bölüm daha çok hoşuma gitti.
http://www.imdb.com/title/tt1325753/

24 Ocak 2009 Cumartesi

FİLM KRİTİK: Pride and Glory (2008)

New York’un arka sokaklarında, bir baskın esnasında, bazı çete üyelerinin yanı sıra dört de polis ölür. Bu baskında şüpheli görülen bir takım konular vardır ve bunun için bir soruşturma ekibi kurulur. Bu ekipte, bir süredir aktif görev almayan bir dedektif (Edward Norton) yer alır. Araştırması ilerledikçe, işin içinde kirli polisler olduğu gerçeğini fark eder. Giderek ailesinde yer alan başka polislerin de az veya çok bu işe bulaştığını anlamaya başlar.
Pek yeni bir şey anlatmayan, kirli polis - meslektaşlarını karşısına alma pahasına doğru olanı yapmaya çalışan iyi polis hikayesi izliyoruz bir kez daha. İsminin de söylediği gibi 'onur' üzerine bir öykü. Benzerlerinden tek farkı muhteşem kadrosu. Film güzel, kendini izletiyor ancak bir kez izledikten sonra tekrar tekrar izlemeyi arzu edeceğiniz bir başyapıt da değil. Açıkçası insan böylesi bir kadrodan, yıllar boyunca unutulmayacak, klasikleşecek bir film bekliyor.
http://www.imdb.com/title/tt0482572/

ALBÜM KRİTİK: Amaseffer – Slaves For Life (2008)

İsrailli, müziğinde oryantal etkiler barındıran bir Progressive Metal grubu. Oryantal etkilenimli gruplar ararken tesadüfen rastladığım bir grup. Tarz böyle olunca insan ister istemez Orphaned Land’le karşılaştırıyor. Öncelikle Orphaned Land’den daha komplike şarkıları var. Klavye kullanımı daha yoğun. Ve elbette çok daha progressive bir sound’a sahip. Vokalistin sesi ve yorumu hayran olunmayacak gibi değil. Ancak müzik pek bana hitap eden bir türde değil. Tamam, adamlar son derece profesyonel ama fazla progressive müziklerden hoşlanmıyorum.
http://www.metal-archives.com/band.php?id=129795

FİLM KRİTİK: Strangeland (1998)

İki genç kız internette bir chat odasında tanıştıkları bir gençle buluşmaya giderler ve bir daha geri dönmezler. Kızlardan birinin babası olan polis dedektifi davaya el atar. Ancak bilgisayar ve internet gibi kavramlar kendisi için henüz çok yeni olduğundan araştırmada zorlanacaktır.
Kötü bir film olduğunu, konusunu okuduğumda ve IMDB notunu gördüğümde tahmin etmiştim. Ancak beni filmi izlemeye yönlendiren, senaryosunun Twisted Sister vokalisti Dee Snider tarafından yazılmış olmasıydı. Değişik ve ekstrem bir şeyler yapmaya çalışmış ancak senaristliği, vokalistliğinin yanına dahi yaklaşamıyor. Ayrıca sapık katili de oynayarak kendisine kıyak geçmiş. Sonuçta böylesi kötü bir filmi izlemek için tek geçerli nedeniniz Dee Snider’ı ve küçük bir rolde görülen Robert Englund’u izlemek olabilir.
http://www.imdb.com/title/tt0124102/

21 Ocak 2009 Çarşamba

FİLM KRİTİK: Eskalofrio (Shiver) (2008)

Santi, derisini güneş ışığına karşı son derece hassas kılan Xeroderma hastalığından muzdarip, lise çağında bir gençtir. Güneşe çıkamayışından dolayı okul başta olmak üzere pek çok sorun yaşamaktadır. Sonunda annesiyle birlikte, güneşin etkisinin az ve gündüzlerin kısa olduğu bir kasabaya yerleşmeye karar verirler. Tam huzurlu bir hayata başladıklarını düşünürlerken, kasabanın etrafındaki ormanda tekinsiz bir şeyler olmaya başlar.
İşte güzel bir İspanyol korku filmi daha. İlginç, değişik bir öyküye sahip. Yer yer tedirgin edici, gerici sahneler mevcut. Sağlam bir korku filmi izlemek isteyen herkese tavsiye olunur.
http://www.imdb.com/title/tt0896927/

FİLM KRİTİK: Surveillance (2008)

Küçük bir kasabada peşpeşe vahşice cinayetler işlenir. Aynı katillerin elinden çıkmış gibi görünen son cinayet vakalarının tanığı olan bir polis memuru, eroinman bir genç kız ve ailesi öldürülen küçük bir kızı sorgulayarak olayı aydınlatmak üzere kasabaya iki FBI ajanı gelir.
Filmin yönetmeni Jeniffer Chambers Lynch, ilk filmi Boxing Helena’dan 15 yıl sonra, onun kadar ‘sıradışı’ olmayan bir filmle geri dönüş yapmış. Bu filmde, özellikle babası David Lynch’in filmlerinde rastlamaya alışık olduğumuz türden tuhaf karakterlere yer vermiş olsa da, anlattığı hikaye çok çekici olmadığı gibi, yer yer sıkıcı bile denebilir. Tamam, merak edilen bir konu var ve enteresan olaylar gelişiyor ancak tüm bunlar filmi götürmeye yetmiyor.
http://www.imdb.com/title/tt0409345/

FİLM KRİTİK: Below (2002)

II. Dünya Savaşı sırasında bir Amerikan denizaltısı, batırılan bir İngiliz hastane gemisinden kurtulan üç kazazedeyi alır. Yakınlarda bir de Alman savaş gemisi vardır ve denizaltı bu üç kişiyi kurtardıktan hemen sonra dalar. Kısa bir süre sonra denizaltıda tuhaf olaylar yaşanmaya başlanır. Mürettebat aklında soru işareti vardır: Bu olanlardan denizaltıya aldıkları kazazedelerden biri mi sorumludur yoksa denizaltı hayaletli midir?
Uzun zamandır –nedense- kötü bir film olduğunu düşündüğüm için ihmal ettiğim filmi yakın zamanda, senaristlerinden birinin Darren Aranofsky olduğunu öğrenmem üzerine seyretme fırsatı buldum. Diyebilirim ki hiç de fena bir film değilmiş. Bir takım olaylar biraz daha basit tutulsa, gizem ve korku unusuru az daha arttırılsa çok daha iyi bir film çıkabilirmiş ortaya. Ancak bu haliyle de kendini izleten bir film. Özellikle denizlatıda geçmesi sebebiyle yarattığı klostrofobik atmosfer ve kaçacak bir yer olmaması hissiyatı gayet güzel.
http://www.imdb.com/title/tt0276816/

FİLM KRİTİK: Blindness (2008)

Belirsiz bir ülkenin beliriz bir şehrinde bir körlük salgını patlak verir. Birer birer insanlar bir tür körlük yaşamaya başlarlar. Yönetim, görebilen insanların bu salgından etkilenmemesi için, kör olanları bir tesiste toplamaya karar verir. Julianne Moore’un oynadığı karakter de, kör olan kocasından ayrı kalmamak için, görebiliyor olmasına rağmen eşiyle birlikte bu toplama tesisine gider. Ancak diğer insanlara görebildiğini söylemezler. Tesiste toplanan insanların sayısı arttıkça sorunlar da baş göstermeye başlar.
Her ne kadar ‘mesajlı’ filmlerden pek hazzetmiyor olsam da bu filmi beğendiğimi söyleyebilirim. Öncelikle film Nobel ödüllü bir roman uyarlması ve bildiğim kadarıyla sinemaya uyarlanması imkansız denen romanlardan biri. Kitabı okumamış olsam da, film anlatmak istediklerini anlatmak açısından oldukça başarılı. Özellikle salgın sonrası şehrin sokaklarında yiyecek için birbirine saldıran gözleri görmeyen insanlar, insanların çoğunun zombiye dönüşüp normal insanlara saldırdığı zombi filmlerini anımsattı ve gerçekçi olduğu için daha etkileyici ve ürepertici buldum.
http://www.imdb.com/title/tt0861689/

19 Ocak 2009 Pazartesi

FİLM KRİTİK: RocknRolla (2008)

One Two ve Mumbles, Londra’da ufak tefek kirli işler çevirerek geçimlerini sağlayan iki arakadaştır. İşleri biraz büyütüp gayrimenkul işine girmeye karar verirler ve bir tür tefeci olan Lenny’den yüklü miktarda borç alırlar. Gerekli imar izinlerini alamazlar ve Lenny’e borçlu kalırlar. Bir taraftan da bir Rus yatırımcı Lenny’nin aracılığıyla Londra’da inşaat işine girmek istemektedir.
Yukarıda bahsettiklerim filmdeki olayların ve karakterlerin yarısı bile değil. Durum böyle olunca karakterleri tanımak ve öykünün içine dahil olmak zorlaşıyor. Tamam, Guy Ritchie içiçe geçen olaylar anlatmayı seviyor ve ilk dönem filmlerinde bunu gayet de güzel başarıyor. Ancak gördüğüm kadarıyla işi giderek abartmaya başlamış. Eğlence, mizah ve akıcılık bakımından Snatch ve Lock, Stock and Two Smoking Barrels’ın yanına dahi yaklaşamazken, sıkıcılık açısından Revolver’dan biraz daha iyice. Sanırım artık Guy Ritchie’den umudu kesme zamanı geldi.
http://www.imdb.com/title/tt1032755/

FİLM KRİTİK: Righteous Kill (2008)

Rooster (Al Pacino) ve Turk (Robert DeNiro) yıllardır ortak olarak çalışan, iki başarılı polis dedektifidir. Şehirde bir süredir bir seri katil faaliyet göstermekte ve bazı suçluları öldürerek yanlarına, işledikleri suçlardan bahseden şiirler bırakmaktadır. İki eski tüfek bu cinayetleri araştırırken, buldukları ipuçları akıllarını daha da karıştıracaktır.
İki dev oyuncu ve maalsef son derece vasat bir film. Yönetmenin neden böyle sıradan bir hikaye için böylesi iki aktörü oynattığını anlamak mümkün değil. Yapılacaksa, Heat gibi bir film yapılmalı, yoksa hiç yapılmamalı.
http://www.imdb.com/title/tt1034331/

13 Ocak 2009 Salı

FİLM KRİTİK: City of Ember (2008)

Dünya yüzeyinin yaşanamaz hale gelmesi üzerine bilim adamları toplanıp, çareyi yeraltında bir şehir inşa etmekte bulurlar. İnsanların 200 sene burada yaşadıktan sonra tekrar yeryüzüne çıkmaları planlanır. Ancak aradan geçen zamanla bu çıkış planı unutulur ve insanlar Kor Şehri'nde yaşamayı sürdürürler. Fakat şehri ayakta tutan jeneratör de artık güçlükle çalışmaktadır ve şehrin karanlığa gömüleceği gün yakındır. İki arkadaş bu soruna bir çözüm bulmak istemektedirler.
Bir çocuk filmi olarak çekilmese, biraz daha ciddi ve karanlık bir atmosfer oluşturulsa, ortaya kesinlikle şahane bir distopya çıkarmış. Ancak şu haliyle pek bana hitap etmedi doğrusu.
http://www.imdb.com/title/tt0970411/

10 Ocak 2009 Cumartesi

KİTAP KRİTİK: Vampirin Öpücüğü – Dean R. Koontz (The Bad Place)

Gece vakti bir sokağın ortasında kendine gelen Frank Pollard, isminden başka bir şey hatırlamamaktadır. Peşinde kendisini kovalayan, doğaüstü güçlere sahip birisi vardır. Düşmanından kurtulmayı başardıktan sonra, içinde bulunduğu tuhaf durumu aydınlatması için bir özel dedektife müracaat etmeye karar verir. Böylece Bobby ve Julie Dakota çiftine başvurur. Olay araştırıldıkça daha da enteresanlaşacaktır.
Koontz’un da Stephen King gibi, üç-beş kitabını okuduktan sonra farkına varacağınız bir takım şablonları var. Eğer bunlardan rahatsızlık duymuyorsanız merak uyandırıcı, sürükleyici, güzel bir roman var. Ancak ismine aldanıp da vampirlerle ilgili bir roman olduğu yanılgısına kapılmayın.

9 Ocak 2009 Cuma

FİLM KRİTİK: Appaloosa (2008)

Appaloosa Kasabası’nın şerifi ve yardımcıları, kasabanın dışındaki bir çiftlik sahibi (Jeremy Irons) tarafından öldürülür. Bu adamdan ve emrindeki adamlarından korkan kasabanın ileri gelenleri iki kanun adamı (Ed Haris ve Viggo Mortensen) kiralarlar. Bu ikilinin işe başlamasıyla birlikte, kasabada güç dengeleri değişir.
Son zamanlarda Assasination of Jesse James, 3:10 to Yuma gibi tek tük de olsa yüksek bütçeli westernler izler olduk. Bu da bunlardan bir yenisi. Sergio Leone westernleri ve son dönemdekilerden 3:10 to Yuma kadar şahane değilse bile, yine de oldukça iyi bir film. Özellikle Ed Haris ve Viggo Mortensen’in karizmatik hallerini izlemek gayet keyif verici.
http://www.imdb.com/title/tt0800308/

FİLM KRİTİK: Traitor (2008)

FBI ile Yemen polisinin düzenlediği bir operasyonda, Ortadoğu kökenli teröristlerle birlikte, onlara mühimmat satan bir silah taciri de yakalanır. FBI ajanları, kendilerine yardım etmesi halinde serbest bırakılacağı sözünü verirler. Ancak konuşmaz ve hapse atılır. Hapisteyken örgüt elemanlarıyla arasında bir yakınlaşma oluşur.
Ortadoğu kaynaklı terör üzerine, vasatın üzerinde bir film. Ve elbette Rammstein’ın da dediği gibi: “We’re all living in Amerika/Amerika ist wunderbar.”
http://www.imdb.com/title/tt0988047/

FİLM KRİTİK: Minotaur (2006)

Evvel zaman içinde, insanlar Boğa tanrıya tapmaktadırlar. Ve tanrının açlığını giderebilmek için her üç yılda bir, köyün birinden sekiz adet genç alınıp kurban verilmektedir. (Bu üç yıl boyunca boğa aç mı kalıyor, merak etmemek elde değil.) Askerler, gençleri toplamaya her geldiğinde, köyün reisi oğlunu saklamaktadır. Bir evvelki gelişlerinde gencin sevdiği kız alını götürülmüştür. Götürülme dönemi yaklaşırken, bir falcı teyze gence, sevdiğinin ölmediğini söyler. Bunun üzerine delikanlı, askerlerle birlikte kurban olarak gidip, sevdiceğini kurtarmaya karar verir.
Son derece kötü bir film. Hem konu olarak, hem efekt olarak. Muhakkak izleyecek daha iyi bir şeyler bulabilirsiniz. Kendinize eziyet etmek istiyorsanız o başka tabii.
http://www.imdb.com/title/tt0415160/

7 Ocak 2009 Çarşamba

FİLM KRİTİK: Connected (Bo chi tung wah) (2008)

Genç bir kadın tanımadığı kişilerce kaçırılır ve bir kulübeye hapsedilir. Suçlular kadından kardeşinin yerini öğrenmek istemektedirler. Kadının kapatıldığı kulübede parçalanmış bir telefon vardır. Bulabildiği malzemelerle telefonu tamir eder ve tuşları olmadığından ancak rasgele bir numarayı arayabilir. Karşısına çıkan kişiyi, kendisine yardım etmeye ikna etmek zorundadır.
Orijinal bir hikayesi olan, güzel, temposunu yitirmeyen, sürükleyici bir aksiyon filmi. Tavsiye olunur.
http://www.imdb.com/title/tt1156506/

5 Ocak 2009 Pazartesi

FİLM KRİTİK: Wilderness (2006)

Bir grup azılı gencin bulunduğu bir ıslahevi koğuşunda, içlerinden birinin bileklerini keserek intihar etmesi üzerine, valinin ve müdürün emriyle gençler gardiyanlarının gözetiminde bir adaya gönderilirler. Amaç bu suçlu gençleri birbirleriyle kaynaştırıp takım ruhu oluşturmaktır. Ancak bir süre sonra terk edildiği söylenen adada aslında yalnız olmadıklarını fark ederler. Bir şey kendilerine saldırmaktadır.
Vasat bir aksiyon-gerilim filmi. Ada ortamında geçen daha iyi ve daha enteresan bir film izlemek istiyorsanız Battle Royale’ı tavsiye ederim.
http://www.imdb.com/title/tt0465670/

FİLM KRİTİK: Regreso a Moira (2006)

Yıllar önce, gençliğinde yaşadığı bir olay yüzünden vatanı olan İspanya’dan ayrılıp, hayatını başka bir ülkede geçiren yaşlı bir adam, geçmişiyle yüzleşmek için ülkesine geri döner. Başından geçen olayın temelinde, kendisi 16 yaşındayken kasabalarının dışındaki bir eve yerleşen yalnız bir kadın vardır.
Daha evvel bahsettiğim Peliculas Para no Dormir serisinden bir film ve ne yazık ki serinin en zayıf, en sıkıcı filmi.
http://www.imdb.com/title/tt0460897/

1 Ocak 2009 Perşembe

FİLM KRİTİK: Cuento de Navidad (2005)

Daha önce iki filminden bahsettiğim İspanyol yapımı TV filmleri serisi Peliculas Para no Dormir’den bir film daha. 80’li yıllardayız. Dört erkek ve bir kızdan oluşan, yaşları 11-12 civarı olan bir arkadaş grubu, ormanda dolaşırken, bir çukurun içine düşmüş, Noel Baba kostümlü bir kadına rastlarlar. Önce kadına yardım etmek isterler. Fakat kadının banka soyguncusu olduğunu anladıklarında başka bir plan yaparlar.
Her ne kadar tam anlamıyla baştan sona bir korku filmi olmasa da oldukça keyifli.
http://www.imdb.com/title/tt0450827/
http://zerothh.blogspot.com/2008/12/peliculas-para-no-dormir-2006.html

FİLM KRİTİK: Midnight Movie (2008)

Birkaç arkadaş ve birkaç seyirci, küçük bir sinema salonunda Dark Beneath isimli, 70’lerden kalma bir korku filmini izlemek için toplanırlar. Filmin yönetmeni, beş yıl önce tutulduğu akıl hastanesinden kanlı ve gizemli bir biçimde kaçmıştır. Bu vakayı araştıran polis dedektifi de, yönetmenin bunca yıl aradan sonra filminin yapılacak bu gösterimine katılacağını düşünmektedir. Film başlar, sonrasında da normal olmayan olaylar başlar.
Bu filmi nedense çok hoş buldum. Aslında öyle aman aman bir film değil. Düşük bütçeli, ufak bir film. Ama hem 80’ler korku filmleri havasına sahip olmasından, hem film içinde film olgusundan olsa gerek, hoşuma gitti. Hatta filmdeki karakterlerden birinin bir ifadesini aktarmak istiyorum: “Bu bir kült film dostum. Kült filmler fazla seyirci çekmez, bu yüzden buna kült film denir.”
http://www.imdb.com/title/tt0981224/

FİLM KRİTİK: Volkodav (2007)

Kahramanımız Volkodav, kabilesine saldıran yağmacılar yüzünden küçük yaşta ailesini kaybeder ve madenlerde çalışan bir esir olur. Yıllar sonra özgürlüğünü kazanır ve intikamını almak için yollara düşer. Kaderi kendisini intikam için peşine düştüğü düşmanına ulaştırmakla kalmayacak, bir takım önemli görevler üstlenmesini de sağlayacaktır.
Süresi biraz daha kısa tutulsa, öykü biraz daha derli toplu olsa, bazı sahneler ve baş karakterin bazı hareketleri karizmatik kılınmaya çalışılacak diye bu kadar kasılmasa, ortaya çok daha başarılı bir film çıkardı eminim. Ancak kılıçlı büyülü filmlere ilgisi olanlar bir göz atsın derim. Her ne kadar vasat bir intikam öyküsü gibi görünse de enteresan ayrıntılarla beslenmiş.
http://www.imdb.com/title/tt0416316/

FİLM KRİTİK: Passengers (2008)

Claire, bir uçak kazasından kurtulmayı başaran birkaç yolcuya terapistlik yapmaktadır. Kazazedelerin hemen hepsi içe kapanık, travmatik bir ruh halindeyken içlerinden bir tanesi tam tersine neşeli, canlı bir haldedir. Havayolu şirketi ise bir şeyleri hasır altı etmeye çalışır görünümdedir. Tüm bunlar olurken bazı yolcular takip edildiklerini düşünmektedirler.
Film sürükleyici olmayı pek başaramayan, vasata yakın bir hikaye anlatıyor ve bu hikayesini şaşırtıcı(?) bir sonla noktalıyor. Normalde kritiğini yaptığım filmlerin sonlarıyla ilgili ipucu vermekten kaçınırım ancak bence birileri bu filmin yönetmenine The Sixth Sense diye bir filmin varlığından bahsetmeli.
http://www.imdb.com/title/tt0449487/