21 Şubat 2009 Cumartesi

FİLM KRİTİK: Red Sands (2009)

Afganistan’da görev yapan bir manga Amerikan askerine, çöldeki belli bir yolun korunması görevi verilir. Görev yerlerine giderken, oldukça eski, büyük bir heykeli parçalarlar. Kum fırtınası çıkması sebebiyle, çevresinde nöbet tuttukları eve kapanırlar. Fırtına esnasında gizemli bir kadın çıkagelir.
Her ne kadar bir-iki sahnesi ürkütücü olsa da genel olarak vasat, sıkıcı bir film. Geçtiğimiz birkaç ay içerisinde izlediğim, aynı coğrafyada geçen (diğeri Objective) ikinci korku filmi. Göreceli olarak diğeri daha iyi diyebilirim.
http://www.imdb.com/title/tt1103256/

19 Şubat 2009 Perşembe

FİLM KRİTİK: Slumdog Millionaire (2008)

Hindistan’ın varoşlarından gelme, cahil, eğitimsiz genç Jamal, bizde “Kim 500 Milyar İster?” olarak bilinen yarışmaya katılır. Ve beklenmedik bir biçimde son soruya kadar gelir. Bu başarısı, hile yaptığı şüphesi uyandırır ve polis tarafından sorguya alınır. Ancak genç Jamal’ın anlatacağı çok şey vardır.
Son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri. Danny Boyle, uzunca bir aradan sonra yine son derece başarılı bir filme imza atmış. Aslında çok da orijinal olmayan bir hikaye, son derece orijinal bir biçimde anlatılmış. Kesinlikle herkese ısrarla tavsiye ediyorum.
http://www.imdb.com/title/tt1010048/

7 Şubat 2009 Cumartesi

FİLM KRİTİK: Joheunnom Nabbeunnom Isanghannom (The Good, The Bad, The Weird) (2008)

1930’ların Mançuryası. Bir başkasına ulaştırılması için bir aracıya teslim edilen bir harita. Haritanın peşine düşen haydutlar, kanun kaçakları. Haritayı tesadüfen eline geçiren bir hırsız. Koreli soyguncular, Çinli çeteler, Japon ordusu… Anlayacağınız “Kürt çalıyor, çingene oynuyor” deyiminin Güney Kore versiyonu. İsminden de anlaşılacağı üzere pek çok açıdan The Good, The Bad, The Ugly’i anımsatıyor, hatta konu olarak bu filmin öyküsünü çıkış noktası olarak almış. Uzakdoğu’da geçen, biraz Mad Max soslu bir western. Eğer eğlence anlayışınıza uyuyorsa filmi izlerken çok eğleneceksiniz, aksi taktirde film sizin için tam bir işkenceye dönüşecek.
http://www.imdb.com/title/tt0901487/

FİLM KRİTİK: Body of Lies (2008)

Roger Ferris (Leonardo DiCaprio) Ortadoğu’da faaliyet gösteren bir CIA ajanıdır. Birim yöneticisi (Russel Crowe) Amerika’daki merkezden talimatları vermektedir. Avrupa’nın pek çok yerinde bombalama eylemleri gerçekleştiren bir terörist örgütün liderini ele geçirmeye çalışmaktadırlar. Ajan Ferris, istihbarat edinme adına neredeyse bütün Ortadoğu ülkelerini dolaşır ancak verimli bir sonuç alamaz. Bunun üzerine farklı yöntemler uygulanmaya başlanır.
Filmin konusu hakkında bilgi edindiğimde, yine standart bir Ortadoğu kökenli İslami terör örgütü ve peşindeki Amerikalı ajanlar filmi olacağına dair bir takım şüphelerim vardı. Ancak yönetmenin Ridley Scott olması sebebiyle, ortaya çok da kötü bir film çıkmayacağını düşünüyordum. Yanılmışım! Üstadın giderek daha vasat filmler çektiğinin zaten farkındaydık; bu da üstüne tüy dikmiş oldu. Benzerlerinden (kadrosu dışında) hiçbir farkı olmayan, hiçbir orijinallik barındırmayan, “Aslında bütün Araplar kötü olmadığı gibi bakın bütün Amerikalılar da iyi adam değil” mesajının gözünüze sokulurcasına verilmeye çalışıldığı, klişelerin peş peşe sıralandığı (Arap hemşire kız klişenin doruk noktasıydı), Ridley Scott gibi bir ustaya hiç yakışmayan son derece vasat bir film. Son olarak filmin uyarlandığı romanın yazarının, Davos’daki oturumda başbakanımıza eliyle koluyla müdahale etmeye çalışma terbiyesizliği yapan gazeteci David Ignatius olduğunu da belirteyim.
http://www.imdb.com/title/tt0758774/

3 Şubat 2009 Salı

FİLM KRİTİK: The Wrestler (2008)

Randy ‘The Ram’ Robinson, 80’lerde altın günlerini yaşayan, şimdiyse çaptan düşmüş, bir yandan gösteri maçlarına çıkıp bir yandan da markette çalışarak hayatta kalmaya çalışan eski bir güreşçidir (bizdeki adıyla Amerikan güreşi). Yalnızdır, maddi sıkıntı içindedir ve tüm bu olumsuzluklara bir de sağlık problemleri baş gösterir. Doktor kendisine güreşmeyi yasaklar. Ancak çıkması gereken son bir maç vardır.
Her ne kadar konu bugüne dek çokça işlenmiş bir konu olsa da (yaşlanmış sporcu, son bir maça çıkma, vs) yönetmenin Darren Aronofsky olmasından mıdır, oyuncunun Mickey Rourke olmasından mıdır, öykünün evvelden yüzlerce kez işlenen boksör yerine güreşçi etrafında gelişiyor olmasından mıdır, filmde çalan Hard Rock şarkılarından mıdır, yoksa hepsi yüzünden midir, filmi çok güzel buldum! (Belki de çocukken izlediğim Amerikan güreşi maçlarındandır.) Hele ki Mickey Rourke, sanki rolü canlandırmamış, güreşçi The Ram olmuş. Başka birinin, bu rolü böyle canlandırabileceğini sanmıyorum. Muhakkak izleyin, izletin.
http://www.imdb.com/title/tt1125849/

FİLM KRİTİK: Escape From Sobibor (1987)


Sobibor, Nazi Almanyası’nın ölüm kamplarından biridir. Her gün bir tren dolusu Yahudi, buraya gaz odalarında öldürülmeye getirilir. Kampta yaşayan birkaç yüz Yahudi mahkum ise, diğerlerini karşılamak, günlük işleri yapmak, ölenlerin eşyalarını ayıklamak gibi işleri yapmakla görevlidirler. İçlerinden bazıları kaçmayı düşünmekte, bunun için plan yapmaya çalışmaktadırlar. Ancak henüz mükemmel bir plan yapamamışlardır.
İzlemediğim Rutger Hauer filmleri arayışımda rastladığım, pek bir şey beklemeden izlediğim ancak ziyadesiyle tatmin edici bulduğum bir film. Her ne kadar filmin yarısında görülmese de üstadın karizması her zamanki gibi yerinde. Toplama kampı ve kaçış öyküleri işleyen filmlerden hoşlananlara tavsiye olunur.
http://www.imdb.com/title/tt0092978/

FİLM KRİTİK: GAL (2006)


GAL, terörist örgüt ETA’ya karşı faaliyetler yürüten bir örgüttür. İki gazeteci, eski bir GAL üyesinin kendilerine verdiği bilgilere dayanarak örgütün yönetici kadrosu da dahil olmak üzere pek çok gerçeği ortaya çıkarırlar. Bağlantılar ortaya çıktıkça, ipin ucu devlet görevlilerine kadar varır.
Konunun pek çekici olmamasından mıdır, aşina olduğum bir mevzu olmadığından mıdır, yoksa gerçekten iyi bir film olmadığından mıdır tam emin değilim ama filmden hiç hoşlanmadım. Yeterince akıcı bir anlatımı yok, olaylar kopuk kopuk ve bir takım şeyler zorlama duruyor.
http://www.imdb.com/title/tt0498800/